Bir Varmış Bir Yokmuş

Evde oturduğumuz yerde gördüğümüz bir fotoğraf, dinlediğimiz bir müzik, izlediğimiz bir film bizi olduğumuz yerden alıp çok uzak zamanlara götürebiliyor. Gördüğüm, tanıdığım istisnasız herkes hayatın kısa olmasından şikayet edip duruyor. Oysa gerçekten öyle midir? Dönüp yaşadığımız zamanlara bakınca aslında o kısa dediğimiz hayata ne kadar çok şey sığdırdığımızı görebiliriz. İşin ilginç yanı bu anıları daha dün yaşamışız gibi en ince ayrıntısına kadar hatırlıyor olmamız. Bu anıların yıllar öncesine ait olduğunu bilmek oldukça şaşırtıcı geliyor insana. Gerçekten bu anılar bize mi ait, biz mi yaşadık? Bu nedenden dolayı olsa gerek bir anımı anlatacağım zaman, bir masala giriş yapar gibi “Bir varmış bir yokmuş…” demek geliyor içimden istemsizce. Zaten gelmemesi biraz tuhaf olurdu; zira baya uzun zamandır geziniyorum bu yeryüzünde. İster istemez geçmişe baktığımda yaşanılanları masal gibi görmem gayet doğal. Ben; hayat denen bu yolun, yarısının 35 olduğunu düşünen Cahit Sıtkı Tarancı kadar da iyimser değilim hem. Muhtemelen şu an yolumun yarısından fazlasını kat etmişimdir. Doğa’nın her sonbahar da ölüp, ilkbahar da tekrar canlanıp yenilendiği gibi yenilenmiyor bedenimiz, gençleşmiyor ruhumuz.

Uzun seneler önce yaşadığım anıları anlatacağım zaman masal gibi anlatmak geliyor içimden dedim de aklıma geldi, yaşantıları bir masal gibi okumakta mümkün bir yerde. Nasıl masallarda iyi kahramanlar, kötü kahramanlar varsa, yaşantımızda da bu tür iyi ve kötü insanlar var. Masalların ve hayatın ayrıştığı tek nokta, masallarda daima iyiler kazanırken, gerçekte büyük oranla kötülerin kazanmasını, yapılan kötülüklerin insanların yanlarına kâr kalmasını gösterebiliriz. Masallarda iyi olan kahraman iyilik, kötü olan kahraman kötülük yapar ve bu durum bizi şaşırtmaz.

Oysa gerçek hayatta işler bu kadar kolay mı?

Maalesef insanları iyi ya da kötü olarak tanımlamamız pek mümkün olmuyor. İyi olarak tanımladığımız insanlar bir bakıyorsunuz ki size en çok zarar veren biri haline gelivermiş. Zaten insanları diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri “düşünmek” ise ikincisi de “insanın içinde hem iyiyi hem de kötüyü barındırması” değil midir? Yaşantıları zor kılan fakat bir diğer yandan da bu durumun vermiş olduğu heyecanla enteresan bir hale getiren bu bilinmezlik hali değil midir?

Yaşantılarımızda karşılaştığımız tüm bu zorluklara rağmen içimizde, doğamız gereği hayatlarımızı vazgeçilmez kılan bir yaşama sevinci vardır. Yaşama sevincini kaybetmiş insanların var olduğunu düşününce; hayatlarımınızı hiçbir zaman masal gibi anlatmanın mümkün olmadığını daha iyi anlıyorum.

Yayım tarihi
Kişisel olarak sınıflandırılmış

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir